Bunu sana yazıyorum, ama vermiyorum. Bu durumun acıklı halini açıklamak için, toplumsal yargı diyorsun, emek diyorsun, seçimlerin sonuçları diyorsun. Sonra yan yana denk gelir de oturursak, ayaklarını ayaklarıma; dizini dizime denk getiriyorsun. Ben de dalgınım diye bilindiğimden, yanlışlıkla(!) hep senin sigarandan bir nefes alıyorum. Aynı zehri içimize çekiyoruz fakat yalnızca birimiz ölüyoruz. Sınırlandırıcı toplum normlarına bireysel darbeler vuruyoruz böyle durumlarda.Düzen güçleri olaydan habersizken ortak bir suçu paylaşıyoruz.
Fakat aynı zaman diliminde farklı hızlarla hareket ettiğimizden bir türlü denk gelemiyoruz.
Denizin üstünde hayat yok, ama derinlere daldığımızda başka topraklara göç ediyoruz. Aradan belki 10 sene geçti ve ben hala, yalnızca, diplerde yüzüyorum biliyor muydun? Nereden bileceksin? Islak saçını mı kuruluyorsun, yeni bir tat mı deniyorsun... Hala işe yaramayacaksa konuşmuyor musun... Bilemiyorum.
Delici bakışlarla, her gülümsediğinde dilinin ucunu üst ön dişlerinin keskin kısmıma bastırarak beni çileden çıkaran sen...senin için çok şey daha söylemek istiyor, engellere takılıyorum.
Aklına yatmasa da, sırf söz verdin diye bir şeyi ölesiye koruma güdüsü hastalıklı mıdır? Kendini korumak ne demektir? Çok soru var aklımda, çok fazla jestin var özlediğim. Lütfen ininden çıktığın bir gün beni ara, en azından bunu konuşacak kadar bir zamanda üşüyerek birbirimizi dinleyelim.
(Not: Sözümü tutuyorum C.)
2016/Mayıs
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.